reklamlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reklamlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2012 Cumartesi

Yumurta Fırçalamalı Diş Macunu Reklamları ve Toplum




Ben reklamlara dikkat eden adamım arkadaş. Hangi reklam yeni, hangi ürünü nasıl anlatmış, nası anlatsa daha iyi olurmuş, ben anlatsam nasıl anlatırdım tanıtırdım falan hep düşünürüm.

Dün yine böyle bi reklamcı acarlığım üzerimde iken baktım tv'de arka arkada dişmacunu reklamları. Çok sert savaşçıl bi hadise varmış gibi davranıyor bu reklamları çekenler. Sürekli bi etkili formül muhabbeti ve o etkili formüle ait toplar mı diyim molekül mi diyim artık ne skimse işte onlar gidiyor sigara-çay sigara-çay yapa yapa ebesi sikilmiş sapsarı dişi bombardıman edip tertemiz ediyorlar. İstisnasız en az 3-4 marka bu senaryo ile animasyonlu reklamlar çekti, çekiyor da. Bizdeki gibi 10 günde bir dişini fırçalayan insanlar için o 11.günde yapılan diş fırçalama işleminde beklenti "Şu dişlerimi bi fırçalayayım ama öyle bi fırçalamam lazım ki dişlerin anasını sksin kiri pası söküp alsın." Yurtdışında çekilen diş macunu reklamlarını bilemiyorum fakat bizim ülkemizde yayınlananlar bilerek ya da bilmeden bu kitleye hitap eden reklamlar. "Lan hişt! Sen, dişlerini 10 günde bir fırçalayan. Al bak bunu görüyon mu bunu, etkili formülü varya bunun dişlerini tertemiz edicek. O kadar edicek ki bi 10 gün daha fırçamayacaksın" Bu doğru bi strateji mi bilemiyorum. Neticede bu işin doğrusu; dişin düzenli fırçalanması ve dolayısı ile diş macunun da düzenli olarak tüketilen bi mamül olması şeklindedir. Bunu zamanında yumurtalı reklamlarla yapmaya çalıştılar ama gerek hadisenin gerçekdışılığı gerekse reklam yüzlerinin yine "elit" tiplerden seçilmiş olması yüzünden ortadirek,sıradan halk üstünde bi tezahürü olmamıştı. Diş macunu reklamı mı izliyoduk biyoloji dersinde deney mi belli değil amk. Yumurtanın bi kısmını İpana ile fırçalamış diğer kısmını fırçalamamış da bi tarafı çürümüş bi tarafı sağlam falan. Traş. Daha gerçekçi daha yöneltici olmalı diş macunu reklamları. Sen adamın aylardır fırçalanmamış dişini skimsonik 2-3 mavi topla tertemiz edeceğini iddia edersen, bir de bunu görsele dönüştürürsen; o adamda dişini fırçaladıktan sonra 10 gün daha "Lan nasılsa kolgeyt temizliyo ne fırçalıcam şimdi koy götüne" der ve o adama bi sonraki diş macununu kaç ay sonra satarsın kim bilir.



Bu tarz ürünlerin tanıtımında bi tek istisnaya rastladım;Sensodyne. Güzel bi reklam denenmiş bence. Bizim gibi eş-dost-arkadaş ve bittabi doktor tavsiyesine bu kadar itimad eden bi ülke halkına yönelik en kral reklam Sensodyne'in yine malum animasyonları sözde sıradan vatandaşların ve doktorların bu diş macunu ile ilgili verdiği beyanatları yayınladığı reklamdı (belki de gerçekten öyledirler bilemiyorum).. Ayrıca ürününü sadece dişini temizle ve devam et şeklinde lanse eden markalara nazaran hadiseye daha tıbbi yaklaşmaları da artı puan kazandırmış. Mesela bir çok diş reklamında diş doktoru ve hasta görünüyor ama öyle soğuk ve yukarıda ki gösterilenler dişçi dişçi değil sanırsın NASA üssü amk. Sensodyne reklamını izle kendini direkt dişçi koltuğunda hisset, reklam sonuna doğru reçete yazılacak da eczaneye gidecekmişsin gibi... Neyse lan çok övdüm markayı amk aranızda "Para yedirmişler buna besbelli" diyenler olabilir, yok lan nerde eheheh. Ayrıca sokayım sensodyne olum, düzenli fırçalayın dişinizi İpana'nın aile boyu olanı bile tertemiz eder.

Dipnot: Manitaya falan gidicekseniz diş fırçaladıktan sonra keskin bi de şeker atın, Mint gibi (Efe Öztep'e saygılar)


.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Reklamcılık Kalbimde Yaradır



Bugün aylar önce görüşmeye gittiğim iki reklam ajansının bulunduğu binanın önünden geçtim. Elimde makbuzlar dekontlar falan vardı. Patronumun kredi borcunu yatırmaya gidiyordum. İçimden "Vaaay be! Zamanında buralarda kıvrak zekalı, kreatif ve entelektüel metin yazarı Murat olarak dolaşmak varken bugün bankaya para yatırmaya yollanan Murat olarak dolaşıyoruz iyi mi? " diye iç geçirdim.

Ben hep mevcut yaptığım işe yoğunlaşmayı severim abilerim. Zaten sevmesem nolur, iki işi aynı anda sürdürecek nitelikte değilim, ayrı mevzu. O dönem de sık sık bankaya maliyeye oraya buraya para yatırmaya yollandığımdan "Bugün ayın 25i ziraatte emekli kuyruğu vardır, önce garantiye gideyim kart borcunu yatırıyım..." gibi düşünceler yüzünden reklamıydı,kampanyasıydı, metiniydi falan yoğunlaşamamış,en skimsonik yazılarımı reklamcı işverenlere yollamıştım.

"Bankada bi rakam önce alınacak sıra numarası yüzünden bütün reklamcılık kariyerimi harcamış adamım ben"

"O sene sakatlanmasaydım Fener'e gidiyodum" dan daha cool değil ama evet bu da gerçek bir yaşanmışlık hikayesi ve ibret alınacak bir tablodur gençlerimiz için.

Ama belki de üzülmemek lazım. O plaza diplerinde görüyorum, küpeli ve sarı botlu gençlerimiz dandirik tostlarla karınlarını doyurmaya çalışıyorlar öğle tatillerinde. Halbuki sanayide çok kral yemekler çıkıyor.

Ya da ne bileyim çok kötü bi arkadaş çevresi edinip ota hapa falan başlayabilirdim.Ama sanayide istemsizce mazot koklayıp cumartesileri birer tuborg içebiliyoruz en fazla.

Yine de bu alanda bulunmak,çalışmak,üretmek isterdim. Hakan Taşıyan dinleyen insanların da çatır çatır yazı yazabileceğini gösterip ayrılsam kafiydi benim için. Olmadı reklam dünyası olmadı! Sen yine klasik müziklerle kafa aç, kişisel gelişim kitaplarıyla beyin sik emi. Bize yine iddaa bültenleri...

6 Ekim 2011 Perşembe

Nefretimsin Mavi Reklamları

90ların ortalarıydı. Kotla tanışma faslını geçmiş, artık marka seçebilir hale gelmiştik. Tabi yine o dönem Levi's kraldı. Akabinde Rifle Colins gibi markalar da o dönem için tiki sayılacak abi ve ablaların üstünde başında yer almıştı. Daha yerli bi jean görmemiştik ki "mavi" adında bi marka çıkıverdi. Reklam sloganları "Bu Türkler de çok oluyor" idi. Hem de bunu dile getirenler kotun imalatçısı toptancısı üreticisi artık ne derseniz diyin Amerikanlar idi. Neymiş efendim Türkler çok oluyormuş. Hasiktir ordan, milletten daha götüne yerli kot giymeden yerli kot markası ile övünmesini istediniz. Olmadı tabi. Ulan zaten o dönem Amerika tabir caiz ise kucağına almıştı bizi. "Acaba Kılinton Çiller'e çakıyomudur" diye milletin birbirine sorduğu zamanlarda "Bu Türkler de çok oluyor" tam manası ile mastürbasyondu.







Bir de bu reklamda dillere pelesenk olan "Aynı malı deme Corç" vardı ki Corç şimdi gelse görse mavi'deki fiyatları; "Nabıyonuz olum siz babanızın çok parası var galiba" der Collezione'dan LCW'den doldurur çantayı Kuzey Oklahoma'daki köyüne döner.Neyse.

Bu kampanyanın sonrasında mavi reklam kampanyalarına ara mı verdi diyeyim yoksa rölantiye mi aldı diyeyim bilemiyorum, ama gündemden düştükleri kesindi. O sıralar mavi paso outlet mağazalarda satılıyordu. Ama nedense hala pahalıydı mınakoduğum. Outletlerden bile insanların almaya cesaret edemediği alamet-i farikasını anlayamadığı bi marka idi mavi.

Derken "Burası İstanbul" sloganlı reklamları başladı. Piyasaya girer girmez güya Amerikan markalarına kök söktüren mavi bu sefer kıvırtaraktan sanki müşteri kitlesi Amerikanmışcasına bi reklam filmi çekti ki akıllara zarar. El kadar kot şort ile anasına babasına "E burası istanbul" diyerek sokağa çıkan kızlar, jöleye bandırılmış dik saçları ile yaka bağır açık am kovalayan oğlanlar "Burası İstanbul" diye diye dolandılar reklamda. Evet sayın mavi Bayrampaşa da İstanbul, Güngören de. Ama oralarda adamın götünden slip donunu çekerler de mavi jeans'in ruhu duymaz. Memleketin dört bir yanında ürün satan bir firma kitlesini tek bir kente hatta o kentin çok ufak bir zümresine özendirmeye çalışıyordu. Bildiğin Beyaz Türklük, elitistlik yapmıştı mavi. Üstelik artık pazarda kitle edinmiş yabancı ve yerli markalar fiyatlarını makul seviyelere indirmişken hala tepeden bakıyorlardı millete. Bana kalırsa yine sıçmışlardı.


Ve şimdi, yine seçmece yüzlerden seçilmiş iki oyuncu ile çevirdikleri "Çok Sev" sloganlı reklam kampanyaları. Aslında evvelinde anasının yanında kızına "yalarım!" triplerine giren bir tokmakçı ve kızına üstü kapalı şekilde "götü kolla" mesajı veren anneli "Çantaya bak" hadisesi var. Neyse ki bu ülkede ilişkilerin %90 bu şekilde yaşanmıyor ve yine insanların büyük çoğunluğu götlerine geçirdikleri gavur icadı kıyafetler yüzünden akli şirazelerini kaydırmıyorlar.

Ha bir de defilede manken götü kesen Kıvanç Tatlıtuğ meşru sayılıyor, ama yolda birileri "kotlarına" baktığında ülkemin genç ve tasasız kızları "Ay sapıkmısınız yhaa" diyor. E ama Kıvanç, jean, çantaya bak, mavi falan..? Bize olmuyo mu? Tacizin "o"su "bu"su Kıvanç'ı Tatlıtuğ'u mu var? Varmış demek ki mavi öyle diyor. Kalite götler kalite gözler tarafından kesilebilir(miş)
Neyse sonlandırayım; 20 senedir ortadirek kıçı görmeden şu ülkeden geldin geçtin ey mavi! Seni alan,seni tüketen sen ve reklam kampanyaların gibi olsun. Kumaş pantolonlar ,pijamalar, "aşortman" altları bize kalsın.

22 Temmuz 2011 Cuma

Işık Üniversitesi - Sende Mangır Var!

Hahahaha! Naber?

Liseli bebelerin (Yener - Liseli Genç melodisi için hemen tıkla!) üniversiteye girme-girememe sancısı çektiği şu dönemde paralı eğitim şerefsizliğine sallamasam kendime şaşırırdım şerefsizim. Ve mevki olarak yakınlığı ve reklam sloganının irrite ediciliği yüzünden hedefimi bulmuş durumdayım. Ahada bir paralı üniversite ve ahada kendisinde ışık olduğu öne sürülen burjuvaoçocuğu;

Tikatle inceleyiniz.

Şimdi saldırmaya nereden başlayayım bilemiyorum ki eğitim kurumunun samimiyetsizliğinden gireyim diyorum.

"Sende ışık var!" Anasının amı var! Sende para var ulan minicooper'ının manifoldunu,rayban gözlüğünün sapını siktiğimin ergeni sende Euro var Dolar var sende başka bi sikim yok. Sende de değil aslında o tefeci, vergi kaçakçısı, işçi emekçi hakkı yiyen ananda babanda var. Sende nasıl olsun ki; bu zamana kadar yemiş içmiş sıçmışsın, baba parası yiyip göt yaymışsın. Baban olacak itoğlusu gelsin de kendisi gibi şerefsiz arkadaşlarına "Bizim Berkcan da Işık da uluslararası terelelli okuyor" diyebilmek için bize paraları bayılsın... Bunu desene lan Işık Üniversitesi, zaten götü beş karış havada dolaşan bu itlerin götünü bir kere daha sen neden kaldırıyorsun!

Sen sik kafalı ergen. Ah sen yok musun? Gaza mı geldin lan hemen, LYS'den aldığın 215 puanla sikin mi kalktı he, tıp mı okuycan sen lan mühendiz mi olucan başımıza? Senin kafan tahsile ilme irfana basmaz ki çocuğum neyin peşindesin sen, senin kafan Kanyon'da İstinye Park'da çalışır "yeni sezon ürünler geldi mieea acabaaaağğ" Yavşak türkçesini siktiğimin zengini, senin yapacağın akademik çalışmanın, senin bu ülkeye vereceğin hizmetin amına koyayım sen ancak yiyeceğin menüyü, içeceğin makiyatoyu, giyeceğin lakosu tomiyi, bineceğin miniyi,sikeceğin sarışın fahişeyi düşünebilirsin.


%90 sıtarbaks kahvesi ihtiva eder

Ama yoook sende de suç yok, suç aslında paralı eğitime yol verip ülkedeki çifte standardı meşrulaştıran orospu ve orospu çocuğu eğitim bakanlarında ve dolayısı ile onların da başındaki yarak kafalı yöneticilerde.

"Çok küfrettin yahu" diyenin dalağını sikeyim, az bile diyorum. Anadolu'da götünde donu kalmamış, makarna yemekten ebesi sikilmiş gençleri "öğrenim kredisi" adı altında haraca bağlayan devletin tiyniyetini sikeyim. "Burs" adı altında gariban çocuklarını kendi çıkarlarının amelesi edenlerin fikriyatlarını sikeyim. Bu ülkede paralı eğitim şerefsizliğine göz yuman, meşru gören, kabul eden sivil vicdanı sikeyim.

Oh. Ananızı siktim.

Tüm öğrenci kardeşlerime yeni eğitim öğretim yılında başarılar dilerim.

29 Eylül 2010 Çarşamba

Arkadaş Tavsiyesi

Reklamlara değinmek istiyorum canlarım.

Reklam bize bir ürünü tanıtmak, ünlü-ünsüz yüzler kullanarak, reklam sloganları ile ürünü tavsiye etmek “alın” demek amacı ile yok mu? Var.

Reklamlarda neden hep TRT Türkçesi konuşulur yahut yazılır. (Yabancı dilde sloganları falan siktir ediyorum)

Kendinizi bir arkadaşınıza bir ürünü tavsiye ederken düşünün.Sıralıyorum;

-Al lan al, valla aldık biz geçen lezzetli yani

-Hacı güzel lan, içiliyo

-Olum kalite mal.

Bunlar soft halleri tavsiyelerin.En bilineni;

-Olum süper lan!
Hayatı boyunca birine bişeyi tavsiye etmiş, özendirmiş olan vatandaşlarımızın kesin olarak kullandığı cümle “Olum süper laaaan!” iken neden ürünler ile alakalı dolaylı yollardan dandirik hikayelerle, uyduruk sloganlarla, sikik ünlülerin samimiyetsiz gülüşleriyle yaptıkları tanıtımlara maruz kalıyoruz? Reklamında oynayan tikiler ve dialoglarından etkilenip Doritos alan var mı? Hayır yok tabi, abisinden, arkadaşından "Olum biranın yanına doritos alıcan" tavsiyesi ile alıp yiyen ve sürekli tüketenler var. Ya da Mavi Jeans reklamında ki piçirikler götlerine kot pantolon geçirip "Burası İstanbul" dedi diye "İstanbuldayık lan gidip Mavi'den kot alalım karıya kıza öyle yazılalım" diyen olmuş mudur? "Kalite kot başkan, ben aldıydım bi tane 6 yıldır giyiyorum bi göt cebi delindi o da cüzdandan" dese biri hak verir Mavi'den kot almayı düşünebilirim.

Sokak tabirleri, kısmen argo ve “lan” kelimesi reklam dünyasına girmeli abilerim. İddia ediyorum daha samimi bir dille BİM’in at çükünden imal ettiği sucuk bile özendirilebilir.

Reklam Denetleme Kurulu diye bi sik var, reklamları denetliyor, yayınlanmalarına izin veriyor yahut vermiyor argo içerikli bir reklama da engel olabilirler, ama TV’de yayınlanan yayınlar örnek teşkil edebilir. Her “Lan” kelimesi için kanal kapatılmadığına göre içinde “Lan” yahut başka gün içinde her birimizin kullandığı genel argo kelimelerin kullanılması reklamın yayınlanması adına bir problem oluşturmayacaktır.(oluşturmamalı, sikerim)Tabi bunun yanında bu söylediğim basit ucuz gündelik alınan satılan ürünler için geçerli. Yoksa atıyorum Garanti reklamında

-Ouuuv hacı abi ne haber ya?
-İyi nabalım bankaya para yatırmaya
-Lan olum Garanti’ye yatırsana parayı deli faiz oranı var Garanti’de, sırf faiziylen geçinirsin şerefsizim
dialoğu hoş olmaz değil mi? “Yatırım düşmanı” diye sallandırırlar adamı Taksim’de. Zaten son dakika duyumuyla öğrendim faiz harammış lan.

Aşırı kurumsal, emperyalist totoşların (Coca Cola, Nestle, Mc Donalds vb.) bu tarz reklamlara ihtiyacı yok muhakkak ama piyasaya yeni dalış yapan bir ürünün reklamında bu tarz bir konuşma dili seçilse… Doğanay Limonata reklam işini bana vereydi Uludağ’ın amına koyardık da içilmiyo lan bu çok iğrenç… Neyse görüşmek dileğiyle. Esen kalın.