27 Ekim 2012 Cumartesi

Bu Sahilde Bu Sahilde

"Ben karşıya gidicem dolaptan bişeyler alın yeyin" şeklinde bi ses ile uyandırıldım. Dolapta bi bok yokmuş aslında kandırılmışız. Kemik kaynatmış ama kemiği nasıl yiyeyim lan ben. 10lu Çakma Halley vardı masada,1 tane yedim ağzımın tadı değişsin diye. Sonra göbeğimi kaşıya kaşıya gittim kanepeye uzandım. Göbeğimi kaşırken ve çakma bim halleyi yerken göbeğimin aslında ne kadar büyüdüğünü farkettim. Aniden utanarak belimi falan topladım ayağa kalktım. "Bugün yürümem lazım, erimem lazım" diye düşündüm, odada bi kaç tur attım. Sonra "nabıyorum lan ben" diyip tekrar uzandım. Kuzenim uyanmış, çakma halleylerin yarısını yemiş. Kalan yarısını da ben yersem adım hayvana çıkar mı diye düşündüm. Neticede ev kuzenimin evi, çakma halleyler de onların sayılır. Ben misafir olarak bir adım geriden gelmeliyim, ikramı refüze etmeliyim, az tüketmeliyim, hatta sadece tadıp bırakmalıyım derken 4-5 tane de ben yemişim. Zaten 10lu oluyor bunun paketleri. Boş kalan plastik 10lu çakma halley kabını hınçla topaç yapıp çöpe attım. Bu "zayıflıcam mınıskim!" hırsıydı elbette. Bedenimi sıkan, sıktığı için de göbeği memeleri falan düzleştiren bi fanila giydim. İşin psikolojik kanadını bu şekilde kendimi "aslında ben o kadar da ayı değilmişim, inceymişim ve sıkıymışım da formumu korumak üzere yola çıkıyormuşuım" gibi davranarak çözmüştüm. İkinci kısım yürünecek ve dolayısı ile götü terletecek güzergahın seçimiydi. "Rumelikavağı'ndan Sarıyer'e yürürsem ebem sikilir kan ter içinde kalırım" diye düşüncelerle sokağa çıktım. Bağcıklarımı bağlarken yaptığım plana göre Sarıyer'e gidip mağazaları dolaşacak bu esnada da yürümüş ve dolayısı ile zayıflamış olacaktım.  Ama baktım ki bayram tatilini fırsat bilen bilcümle zengin vatandaşımız balık yemek üzere semtimizi doldurmuşlar ve zaten tek şerit olan yolun ebesini skmişler. "Rumelikavağı balık yemek için en sikik yer, gelenlerin gram aklı yok. Aslında alıcan mangalı Fenere gidicen hacı.." gibi ortadirek çıkışlarda bulunmak istedim, vazgeçtim. Mecburen Sarıyer'e kadar yürümeliydim. Yokuşları tek tek çıktım, çıkarken Bendeniz'den bir sürü duygusal şarkı dinledim hüzünlendim, şarkı aralarında ise götüm erisin diye uzun uzun adımlar attım. Sarıyer'e vardığımda tekrar acıktığımı hissettim. Bu iyi bi durum değildi. 5 adet çakma bim halleyi 15 dakikalık yolda erimiş bitmiş, bünye tekrardan bi takım gıdalara ihtiyaç duymuştu. Bir süre daha sahilde oturup vücudumun bu durumu tolere etmesini hatta unutmasını umud ettim. Martıları izledim, anormal sıçıyordu martılar. Hep böyle sıçmazlardı, bi anormallik vardı. Bu durumu kurban bayramı ile ilişkilendirmeye çalıştım, başaramadım. Martılar hala çatır çatır sıçıyorlardu. Kalktım, sahil darlamıştı beni. Bendeniz'in çıkmaza giren ilişkileri bir yandan, martılar öte yandan, sahildeki balıkçının bağırışları başka yandan, her yandan rahatsızdım bu sahilde. Gittim Meşhur Sarıyer Börekçisi'nden 10 liralık kıymalı börek, bim'den de şeftalili buzlu çay aldım. Eve yürüyerek dönecek bu esnada ekstra kilo verecek, verdiğim ekstra kiloyu da bu börek ve buzlu çay ile kapatacaktım. Fakat börek ile buzlu çay iyi gitmeyebilirdi. Hemen oracıkta böreği yedim. Ardından kafaya dikerek buzlu çayı içtim. Sahile gidip sıçan martıların çığlıkları arasında boğazı izledim. Eve döndüğümde "Dolapta bişey yokmuş ki, ne yiyicektik biz?" dedim. Cevap alamadım.

3 yorum:

Duygu dedi ki...

sen de mi iki oda bi salon? hoş geldin, hoş geldin...

GK dedi ki...

hoşbulduk, çok sıkıntılı.

Mokoko Cumhuriyeti dedi ki...

kahve iç, sonra da yürü. Hem iştah keser, hem de yağ yakar:)