Bim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2012 Salı

Sömestre Açmazı





Okullar tatilmiş olum niye söylemiyosunuz.

Öğrenim hayatımı 2008 senesinde sonlandırdığımdan beri dersti sınavdı vizeydi karneydi tatildi falan çıkardım hayatımdan. Yani sırf kendim için değil çevremdeki insanların bu tarz durumlarını da hiç umursamaz oldum. Fakat umursamak gerekiyormuş.

Geçtiğimiz cuma kar mar vs. meteorolojik sebepler nedeniyle işe gitmemiş; günü evde bol ıhlamur ve 10luk bim halleyi ile geçirmeyi planlarken okulu tatile girmiş azgın bir velet tarafından sabote edilmiştim. Oradan oraya hoplayıp zıplayan bebeye ilk 2-3 saat mana veremedim, zira fena uyumuştum,ayıkamadım. Ama sonunda dayanamayıp anasına "Bu çocuk neden burada,okulu mokulu yok mu?" diye sordum. Sırıtan bir kadın kafasından "Sömestır tatilindeyiz abisi" cevabını aldım. Sadece tatil dese yeterdi gerçi. Sömestir diyince ne oluyo yani çocuk kayağa falan mı gidiyo teleferikle uludağ'a mı çıkıyo. Tatil işte düz tatil. Ayrıca sömestr sömestre sömestır nedir bunun doğrusu, bilen varsa beri gelsin.

Neyse işte dedim madem evdeki bebe huzur vermiyor arkadaş eş dost arayayım belki bi aktivite he? Olmaz ya. Olmadı da amk, zaten aksiyon adamı olmayan ben uzun süre aramadığım arkadaşlarım tarafından direkt olarak refüze edildim. Beklediğim bi sonuçtu ama içim acıdı lan allahsızlar! Bi kaç tanesi "Abi final haftası olmasa..." şeklinde ajite etti durumu. Ben son finale girip 53 alıp çıkmış mezun olmuşum arkadaş hala bırakmıyor mu bu finaller yakamı.

Tatilde oraya buraya giden yetişkin arkadaşlarımı da hesaba katınca koca şehirde yapayalnız kalmış gibiydim (ıyyy iğrenç yalnızlık betimlemesi)

Sonra çocuğa fifa açtım. Biraz duruldu.O şekil günü tamamladım.Arkadaşın finalin tatilin karın canı cehenneme.




Dipnot: Sömestre bi kaç avrupa dilinde "6 aylık" manasına gelen bi kelimeymiş. Bu kelimeyi Türkçe'ye kazandıran edebi akımın ta anasını avradını bilmemneyapayım ben. Kapitülasyonları da bu ipneler musallat etti başımıza biliyosunuz dimi. Neyse.





27 Ekim 2011 Perşembe

kediden de öte

üniversite 3.sınıftı. apartmanın giriş katında oturuyoduk 5 arkadaş. pencereyi örtecek perde merde olmadığından halka arz bi şekilde takılarak günleri geçiriyoduk. bi gün yine tüm mahalleye göt show yaptığımız bir pazar sabahında afyonun yerlileri gibi miyavlayan kedilerinden ayrı bir tını ile miyavlayan bir kediyi kulaklarımız farketti. hatta hep birden serçe parmaklarımızı kulaklarımıza sokup karıştırdık. sonra bu kulak muhabbeti sürdü, diğer parmakların kulağı karıştırmak için büyük geldiği, en ideal kulak karıştırma parmağının serçe parmak olduğu, her insanın kulak deliğinin ancak serçe parmak girecek boyutta olduğu ve tanrının bu tarz mucizeleri üzerine konuşmaya dalmıştık ki kedi tekrar miyavladı.

soğuk bir kış günüydü ama biz gençlik ateşinin üstüne bir de kombiyi harladığımızdan evde don-atlet dolaşıyoduk. hiçkimsenin götü yemedi balkona çıkmaya. ama ben sırf meraktan bi çıkayım dedim. hem dondurucu afyon soğuğunun böyle alttan alttan efil efil esmesi pek hoşuma giderdi. neyse bu fantezimi daha sonra anlatmak üzere geçiyorum. balkona çıkar çıkmaz bir kaç kara afyon kedisinin arasında, çingene mahallesine düşmüş etiler bebesi gibi sırıtan bir kediye rastladım. hay ananıskim o da ne! ne kadar da korkunçtu. bir gözü mavi diğeri ise beyaz mı ne skim olduğu belli olmayan bir renkte idi. bu yaratık evde donla dolaşan biz kafirlere tanrının bir mesajı olabilir miydi? tekrar "laaaaan yetişin!" diye bağırdım. attığım çığlık tüm mahalleyi inletse de kimsenin skinde olmadı, ama mutfaktan fatih koşarak geldi. "noldu lan hasan basri mi geldi?" dedi.hasan basri afyonun delisidir ve bazen gelir evleri özellikle de kız olan evleri ziyaret ederdi ama bu gelen o değildi.fatihe dehşete kapılmış bir üslup ile tüm olan biteni anlattım. "lan olum van kedisi bu ya ne kadar cahilsin amınagoyim" dedi. ardından odasındaki sigara dumanını yararak gelen hakan abi de van kedileri ile ilgili bir kaç anektod anlatınca korkum biraz dinmişti. dün gece fazla hırpalandığı belli olan bir kız arkadaş da kedi manyağı olduğunu, van kedisinin çok cins çok az bulunan bir kedi olduğunu ve "iyi para" ettiğini "ayyyy ııyyy cıııınnnıııım" iniltileri eşliğinde de söyleyince şortlu atletli biri olmama aldırış etmeden sokağa fırladım.

ve işte avım oradaydı. ayın 7sini getiremeyecek kadar parasız kalmış bir üniversite öğrencisi ne kadar tehlikeli olur bilemezsiniz canlarım. ben de işte bu tehlikeli zamanımda doğanın çetin şartlarına rağmen ayağımda sabo terlik ile avıma koşuyordum. kanlı bir mücadele olacağını düşünmüştüm fakat hiç direnmedi. "fisipisisifisi" diyerek kendisini apartmanın içine aldım. çocukluktan hatırladığım kadarıyla bu kediler böyle enseden tutup taşınıyordu.bende öyle yaptım fakat pahada ağır olan bu vanlı yükte de ağırdı ve külçe gibi laaaps diye yere düştü. "senin yapacağın işin amına koyim" der gibi baktı yüzüme. "kanka valla pardon lan" der gibi baktım bende, alttan almak zorundaydım zira bu hayvanın 500 lira ettiğinden bahsediliyor, yakalayanın kafadan 1 ay boyunca tavuk iskender yiyebileceği tartışılıyordu evde.

kendisini bir süre bimden aldığımız yarım yağlı dost süt ile besledim. arada bir leğende yıkadım tüyleri beyaz kalsın diye. günler geçtikçe birbirimize alışmıştık.kah gülüyor kah eğleniyor, yeri geliyor beraber hüzünleniyor birlikte ağlıyorduk.hatta yine bi alkol gecesi kediye bira içirmeye kalktığıma dair söylentiler var, muhabbeti o derece kurmuştuk yani.ama ne süte verecek ne de kendimi doyuracak param kalmamıştı. bi an evvel kendisini banknot paraya dönüştürmem gerekiyordu. evvela vga kameralı telefonumuzla-ki o dönem başka kameralı telefon yoktu- fotograflarını çektik. her fotografında "abi noldu" "lan noluyo" "ne çekiyonuz ki anlamadım şimdi" der gibi bakmıştı. belliydi, alışmıştı bize ve sonsuza değin beraberiz sanıyordu. fotograflarının altına "SATILIK VAN KEDİSİ İRTİBAT:05..." yazdığımızda kendi resmine bakıp bakıp o salak bakışını attı. okuma yazması olsa "adammısınız lan siz ciğerinizi skim" der çeker giderdi... şehrin en entel dantel tiplerinin takıldığı kafelerine bu ilanı yapıştırırken kendimden utandım. boynunda paris sen jermen atkısı olan holigan tipli bir adamın satılık kedi ilanı asması entelleri tedirgin etmişti.

paraya o kadar sıkışmıştım ki arayıp "400 veririm" diyen ilk adama "he tamam hayvan akşam sende abi" demişim. para değil mi işte insanın gözünü kör ediyor arkadaşlar. eve gelip de son sütünü içtiğinde gideceğini anlamış olmalı ki tam odamın girişine hiç de adeti olmadık bi şekilde sıçtı. belki de bi önceki gece kendisine artan hazır mantıyı yedirdiğimiz için de sıçmış olabilir bilemiyorum. kendisini uzun malboro kutusuna koyup yeni sahibine teslim edip canlıyı gördüğümde çok hüzünlenmiş, bir daha hayvan beslememeye yemin ederek yaş dolu gözlerle tavuk iskenderciye koşmuştum.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Yoğurt

Gizli gizli Teoman dinleyen arkadaşlarım var. Erkek bunlar. Teoman'ın her daim bir dişiye hitab ettiği eserlerden bir kaç dizeyi ezbere alır da bi de manita denk getirirsem "çat" diye patlatırım aklını falan alırım diye düşünüyorlar sanırım. Haklılar belkide. Zira bu coğrafyanın dejenere ablaları artık bol öğesi olan cümleleri seviyorlar. Bir lise öğrencisini edebiyat dersinden çaktıracak kadar zor uzun anlaşılması zor ve zaten anlaşılmayan cümlelerden hoşlanıyorlar.



-Nabıyonuz lan burda!


-Eeee abi şey...


-Oha! Depresif genç kızların sevgilisi Teoman'ı mı dinliyonuz olum?


-Abi çok yüzeyselleştik biz bu ara, çok net konuşan çocuklar olduk. Cümlelerimizde bi mana bi alt mesaj bi sanatsal gönderme bulunsun istiyoruz.


-Kim için istiyorsunuz bunu peki?


-Kız için..


-İyi. Kombilimin ucuna var mı bu kasette?


-Var abi.


-Banada çekin onu, kasede. Necat Alp kasedi var şurda onun üstüne çekin.


-Olur.



BİM-Migros-Metro vs marketlerin büyüklüğü mağaza sayıları ciroları vs. hususlarda çok şaşırtıcı şeylermiş gibi konuşan ve şaşırmamızı bekleyen ev ekonomisti abiler bu ara hepten azıttılar mı yoksa bana mı öyle geliyor. Yani Dost Süt'ün Pınar'ı nasıl bozduğundan bahseden birine karşı ne tarz davranışlar geliştirmeliyim bilemiyorum. Ama hayal ettiğim şudur ki;



-Adamlar tüm peynir üreticilerine çikolata üreticilerine süt vermeye başlamış


-Hmmmmm


-Ayrıca kutu süt olarak da büyük firmaların piyasasını çok kısa sürede bozdular.


-Evet...


-Adamlar piyasanın en büyüğü Pınar'ı bitirme noktasına getirdiler düşünebiliyor musun?


-Yok düşünemiyorum


-Nasıl?


-İnek var bizde, sağıyoruz kaynatıp içiyoruz ben neden düşüneyim Dost Südü Pınarı Sütaşı...



Patronumla çatışma halindeyiz bu sıralar. İş ile alakası olmayan konular ile hem mesai içinde hem de sosyal hayatımda ilgili olmama kızıyor.



-Baban seni besledi barındırdı okuttu senin uğraştıklarına bak! Senin ilkokuldan üniversiteyi bitirene dek babana maliyetin 50 bin euro.


-50 bin euroluk adam mıyım ben ya ehihehe



Bu rakamın net bir dökümü, matematiksel verilere dayandırılması mümkün değil. Gerçi bu dialog içinde neden böyle bir hususu belirtti onu da bilemiyorum. Muhtemelen oturup kendi çocuğuna yaptığı masrafları hesapladı ve ona bu hesabını dökemeye g.tü yemedi ve bu çalışmasını benimle paylaştı.(Kustu da diyebiliriz) Ama kızına her 3 ayda bir aldığı Adidas Superstar'ları hesap dışı tutmuştur umarım. Ayrıca neden döviz bazında fiyat verdi onu da bilemiyorum ama düşününce babama maliyetim TL'ye vurduğumuzda bu civarda olabilir gerçekten. Neticede yiyen içen giyinen barınan eğitim ulaşım ve diğer sosyal harcamaları olan bir insan olarak babam bilfiil tüm bunların ana sponsoru idi. Sevgili babam bu konuda ta en başında uyarılmış ve aydınlatılmış olsa idi bir evlat sahibi olma hususunda tüm tasarrufundan vazgeçebilirdi.



İşten eve dönerken hafif yorgun ama mutlu oluyorum, naifleşiyorum, kibarlaşıyorum. Ve bundandır ki hayatımdaki en büyük aksiyonlar hastalık ve ölümler artık.



Yoğurt alıp eve gideyim. Görüşmek üzere.