Giyim-Kuşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Giyim-Kuşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2010 Çarşamba

Olmuş mu?

Olmuş mu?

Olmamış .mınıskim olmamış. Bana hiçbir tekstil ürünü yakışmıyor sevgili okurlar.

Kapitalist güçlerin organize ettiği, babadan zengin orospu evlatlarının, içinde sikişmek için kullandıkları deniz araçlarının alındığı satıldığı teşhir edildiği “Bakın lan milyondolarlık yatta mala vuruyorum” mesajlarının Ece Erken’in programına gelen fakslar gibi uzayıp gittiği bir yat-bot-sandal vs fuarında “makine satan kişi” pozisyonunda görev aldım bugün.

Bu tarz organizasyonlarda giyim-kuşam standardı kafadan “Takım Elbise” dir. Bana da bu standarda ulaşmam gerektiği söylendi. Ayağımdaki 60 liralık lottoları çıkarıp iskarpini giydim “Yetmez, bacağı ortadan dikine yaran ütü izini, donu belli eden çizgiyi kısacası o götte kumaş pantolonu görmeliyiz” dendi. Ona da eyvallah dedim. Gömlek? Onu zaten evvelinden kabul etmiştim. Kravat hususunda diretmediler. Daha önce bi kaç kez takarken gördüler sanırım, "Bu görsel felakete bi kere daha tahammül edemeyiz" diye düşündüler heralde.

Takım elbise giyer duruma geldiğimde aynadaki şey ben değildim. “Sen nesin ki lan zaten” diye soran ağabeylerime ablalarıma teşekkür ediyorum. Ben neydim ki lan zaten diye aynada gömlek yakasına göt cebine baka baka düşündüm. “Göbek çıktı hacı gömleği giyince, bi kazak giyeyim” dedim. Kazak buldum. Bu sefer de tarih hocası gibi oldum iyi mi? Yani kodumun kıyafeti hiçbir suretle üstümde diğer insanlarda durduğu gibi durmuyordu. Üzerimde “Bana yakıştı” diyebileceğim bi tek çoraplar vardı. Onların da başparmak yerlerinden iplik çıkmış. Netice olarak üzerimde “giyilmiş” değil de “atılmış” gibi duran takım elbise ile devler arenasına sürülmüş bulundum. Gün boyunca kaç kişi “hay tipini skim bu ne be” dedi, kaç kişi umursamadı bilemiyorum ama çirkindim o kesin. “Ne giyince yakışıyodu lan bana” diye düşündüm. “En kötü ihtmalle bir forma ile en azından tribün çocuğu gibi görünüyorumdur, o bile yeter lan” diye Ama bu kısa saç parlak sakalsız surat ile ne kadar tribün çocuğu görünebilirdim ki? Gözümün önüne kot-tshirt ten pijama takımına, don-atlet e kadar tüm giyisi kombinasyonları geldi. Hiç biri bana yakışmıyor ağabeylerim. Çok mu şekilsizim çok mu tarzsızım ne oldu bana, millet şeklini şemalini stilini yıllar evvel oturtmuşken ben hala “Gömleği içine soksam mı lan?” hesaplarındayım. Soksan ne olur gerizeklı yakışmıyor ki. Götüne sok istersen o gömleği, ne fayda?

Benim de derdim budur.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Türk Kadınının Kanayan Yarası

Aile içi şiddet, töre cinayetleri, eğitim sorunu... Yok yok hiç biri değil. Türk kadınının bu aralar en büyük sorunu "moda olduğu için" giymek zorunda bırakıldığı babet denen şu çorabımsı ayakkabılardır.




Türk kadını yapı itibari ile zaten balıketi ulan, farkında değilsiniz ama ablalarım,teyzelerim Roberto Carlos gibi baldırlarınız var. O giydiğiniz ayakkabı da şu an öğrendiğim üzere bale yapan kişilerce giyilen bir ayakkabıymış ki olayı daha da dramatikleştiren kısmı bu. Yani "balerin gibiyim" mesajı vermeye çalışıyor iseniz bu ayakkabı ile o zaman eyvah diyorum. Nirvanaya ulaşmış durumdasınız.


Ayrıca o incelikteki ayakkabı ile yolda sanki yalınayak yürüyormuş gibisiniz ve kamuya açık alanlarda yalınayak sağa sola koşturan dişiler beni ve diğer tüm erkekleri tedirgin ediyor haberiniz olsun. Sokaklarda, caddelerde evinin koridorunda koşarmışcasına koşan hanımlar! Bak hanım dedim. Madem giydin o çorabımsı şeyi ayağına, onun tabiatına uygun davran bacım!


Ha bir de o kadar toz, toprak ve yağmurlu, çamurlu hava ile muhattap olacak o narin ayaklarınız bi dahaki yaza kadar kıllanıp, nasırlanmış bir hale bürünebilir onu da belirteyim. Bi sonraki bahar aylarında da bu babet modası sürerse kıllı dişi ayakları ve kirli parmak araları bizi bekliyor demektir.


Sanıyorum ki bu ayakkabıyı "moda" ilan edip Türk kadınının başına salanlar, aynı şeyi kışın ugg denen illet ile 7'den 77'ye tüm dişilerimize musallat eden kişilerle aynıdır. Benim burdan Türk kadınına tavsiyem, bu tarz giyim furyalarında biraz daha sakin davranmasıdır. Zira bir giyim ürünü giyen her 10 kadından en fazla 3'üne yakışıyor ise bi ipnelik var bu işte demektir. Emperyalist güçlere kadar gider bu mevzu. Gitmeden bitiryorum.


Yalınayak basmayın yerlere!

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Ne Acayip Forma

Geçenlerde blogdan bloga zıplarken Galatasaray'ın geçmişten güne kadar ki formalarını ve hikayelerini sergileyen bir blog gördüm. Forma hadisesi de ilgimi çektiğinden girdim baktım. Şaşırdığım "vay ananıavradını" dediğim tek forma ve hikayesi;

O dönemler (90ların başı) klüplerimiz forma üreticilerine "Bana 2 çubuklu, bi düz beyaz, bi parçalı, bi turuncu, bi de leopar desenli forma yap" diyemediklerinden Adidas, Umbro, Lotto ne üretir ise onu giyerler imiş.Galatasaray'da o sezon formaları için Umbro ile anlaşmış; "Bahtımıza ne çıkarsa" diye beklemeye koyulmuşlar. Her yıl alternatif 3.forma adı altında beyaz forma giyen Galatasaray'a o yıl Umbro tasarımcıları tıpkı Avrupa klüpleri gibi aykırı bir renk ile altenatif forma tasarlamışlar. Galatasaray malzemecisi sezon başı formaları açıp "Al Hayro yeşil kazak sana,Bülent 3 sana,Hakan 9 sana,Arif al 6'yı" derken bir de ne görsün; Masmavi kareli bir forma. Umbro tasarımcıları o dönem Fenerbahçe-Galatasaray rekabetinden habersiz olmalı ki öyle bir forma yapmışlar Fenerbahçe giyse kimse "Aaaa Fener ne acayip forma giymiş lan!" demez. Hal böyle iken Galatasaray bu formayı hiç giymemiş sezon boyunca.

Galatasaray'ın bu hadisesini düşünürsek kim bilir zamanında forma üreticileri Beşiktaş için sarı, Fenerbahçe için siyah, Trabzon için yeşil forma tasarlamış olabilir.Belki de Çanakkale için bile turuncu forma falan üretmiştir bu şuursuz adamlar.Düşüncesi bile kötü.Forma dediğin arma renginde olur yahu.