Karısal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karısal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2011 Çarşamba

AKP Kadın Kolları'na Sar Beni


Seçim bitene kadar böyle sürecek heralde, insanların her boku seçime, partilere, siyasete bağlaması, komplo teorisyenliğinde çığır açacak gelişmeler oluyor şerefsizim. Şimdi bunlara bir yenisini de ben ekliyorum.

Sabah otobüs durağına indiğimde önümde anormal bir manzara vardı. Terkos Pasajı'nda aralarında kaldığım dişi popülasyondan sonra ilk defa bu kadar fazla kadınla bir arada idim. Bağırışmalarından ve ellerindeki bayraklardan anlaşılığı kadarı ile hepsi AKP'nin yapacağı pikniğe gitmek üzere otobüs duraklarına inmiş ve kendilerine tahsis edilecek otobüsü beklemeye koyulmuş idiler. Beklemek dediysem normal insan gibi bi beklemek değil bu. Tarihte tüm işgalciler tüm yağmacılar erkeklerden oluşan topluluklar olarak bilinir dimi? Yalan, anasınıskiyim ki yalan. Ben böyle bi yaygara böyle bi tüketim böyle böyle boş gürültü ömrümde duymadım. ("Şimdi sen AKP düşmanısın dindar düşmanısın demokrasi karşıtı darbeci ergenekoncunun tekisin" diyecek kardeşler olacaktır.Evet öyleyim de bunun onla alakası yok. CHP Teyzeye ne kadar kinim varsa bunlara da o kadar nefret doldum bugün)

O hiç gelemeyen bir İETT Muamması 25A hala ortalıkta yoktu ve kadın topluluk git gide çoğalıyordu. Yalanım varsa sksinler o Rumelikavağının sırtlarından elinlerinde sepetlerle torbalarla plastik toplarla çığ gibi karı yağıyordu durağa. Topaç gibi ablalar birbirlerine bağıra bağıra yuvarlana yuvarlana düzlükteki kitleye katıldılar. Yıllarca "Bizim tribünde kaç kişi var ulan acaba" diye sayısal tahmin yürütmenin dibine vurmuş ve son yıllarda gerçeğe çok yakın rakamları tutturmuş biri olarak minimum 750 tane kadının bir anda nasıl organize olup toparlandığına şahit oldum sabah sabah.

Sonra düşündüm. Düşünmek sıkıntı oluyordu o ortamda zira otobüsler geciktikçe bu topluluk git gide daha fazla bağırır olmuş, ablalar acıkmış ve o plastik ama hasırmış havası verilen piknik sepetlerinden etrafa bol maydanoz-peynirli börekler ve hiçbir zaman hazırı gibi yumuşak olamayacak olan daş gibi kekler yayılmaya başlamıştı. Aslında ben de çok açtım (gıdaya), ama bu teoride apolitik uygulamada politize kadın topluluk ile benim işim olmazdı. Neyse..

AKP mitinglerine dikkat ediyorum. Her genel başkan gibi Tayyip de seyircisi ile etkileşim içine girmek için "Bilmemnerede bilmemkaç sadece kilometre yol vardı, biz geldik bilmemkaç bin kilometre oldu değilmiiiii" dediğinde "Eveeeeaaat" diyenle ciyaklayanların hep kadın olduğunu görüyorum. Muhtemelen yine bu bahsettiğim piknik işi gibi organize olup (ya da edilip) getiriliyorlar. Bunda bi mahsur yok. Her siyasi parti yapıyor bunu. Ama AKP bildiğin kadın partisine dönmüş arkadaş. Ve kahvede evde işde okulda AKP'ye oy vereceğini beyan eden bir erkek bile bu kadınlar kadar dirayetli ve partizan olamıyor şerefsizim. "Abla neden AKP?" dediğinde öyle bir çemkiriyor ki, hak vermezsen ağzına sıçıyor. Yıllarını kahvehanelerde siyasi muhabbetle geçmiş abiler amcalar bile muhalefeti bu kadar yüksek ses ile eleştiremiyor. Rumelikavağı'nın çingenesi meşhurdur canlarım, bugün o durağın önünde toplanan gruptan bir siyahi abla "O Kılıştarolunun var ya ben ağzına sıçam" diye bağırdığını büyük ihtimalle bütün mahalle duydu. Kadın giderli amınakoyim, safını belli ediyor yetmiyor muhaliflerine de alenen saldırıyor geri durmuyor yani.

Ha bir de şu var. AKP %50 oy alıyor, evde işte okulda kahvede soruyoruz; "Sen vermedin ben vermedim peki kim verdi ulan bunlara bu kadar oyu".. O ortamda bulunmayan, yani dişi olan veriyor o oyu dostum.

Yani bugün erkeklere oy vermeyi yasak etseler, hükümeti kadınlar belirlese AKP Yengeler, CHP Teyzelerin amına kor, çok net. MHPli Asenalar da çok tehlikeli tabi 1000 Asena 10000 AKP Yengeyi yok eder bence de, iş sandığa gelince roller değişir. Genele vurulduğunda da ben eminim Tayyip oylarının %70ini falan kadınlardan alıyor.

Bu analizden sonra da "Türkiye'de toplum ve aileler erkek egemen" diyen dişi olursa ağzını yüzünü sikerim. Ülkenin amına koydurttunuz ulan allahsızlar.

Seçimlerin ülkemiz için hayırlara vesile olmasını dilerim.

18 Şubat 2011 Cuma

Fakbadi Kalalım Ölesiye

Fuckbuddy tabirin doğrusu, Türkçe google translate kıvamında bir çeviri ile “s.kmelik arkadaş” manasına geliyor. Nedir efenim kısaca anlatıyorum? Şudur; artık “Sadece sevişiyoruz, sevgili değiliz, evlenmemiz gerekmiyor, cinsellik ihtiyaç yahu onu da mı gidermeyelim” diyen metropollü kitlenin partnerlerinden bahsederken kullandıkları unvan oluyor bu. Yani siktiğim, sikişeceğim kişi manasında. “Aramızda duygusal bir bağ yok ama memesini falan tutabiliyorum” gibi. Şaşırtıcı değil, kınama manasında yazmıyorum. Yani en azından bir bileşik kelime ile durumlarını özetleyecek hale getirmeleri hadisenin izleyicisi olan bizler için de gayet olumlu bir gelişme. En azından “Ya aralarında bişey yok ama beraber oldular sanırım ama nası oldu bilemiyorum yani değişik bi durumları var sevgili değiller ama öyle gibiler “ gibi salak cümleler yerine artık “Onlar birbirlerinin fakbadisi” der geçeriz. Açıklayıcı.

Tabirin kadın- erkek ilişkisi literatürüne nereden girdiği ayan beyan ortada, özenir bizimkiler de malum, esiri oluyoruz o geniş mezhepli Amerikanlara ya hadisenin evveliyatı daha karanlık bizim adımıza. Hani bi Amerikan,bi İngiliz bi de Fransız hep tü kakaydı da biz çok mu iyiydik? İlk aklıma gelen kuma hadisesi, çok eskidir bizde. Erkeklerin gollere doyamadığı hat-trick yapabildiği yıllarda duygu-aşk-sevgi kriterler yoktu muhakkak ki. Fakbadilerin kullandığı “ihtiyaç” bahanesi de kullanılamazdı kuma mevzuunda. Hadi birinci gideremedi o ihtiyacı da ikinci de mi başarısız oldu da aldın o üçüncüyü be hacı abi, uslan bre! İmamın kıydığı nikah yol veriyordu bunlara zaar. Devlet nikahı çıktı da kuma işini törpüledik biraz.

Uslandık mı peki? Yok ulan, nerde! Memleketin güneydoğusuna konuşlanmış mini diktatörlerin yani köy ve aşiret ağalarının kıçlarından uydurduğu adetler, töreler kapsamında berdel olayı da çok enteresandır. Abisinin karısını alan kardeşler.. Onlardan olan çocuklar. Baba kimdi amca neydi ulan anamızı kim ne yaptı diye düşünerek ambale olmuş bebeler. Ekstradan karı alabilen bu kardeşler ağabeyleri öldü diye üzülsün mü sevinsin mi bilemezler. Kafaları hepten karıştıran bir adetimizdir. Fakbadi işi kadar net ve temiz iş değildir görüldüğü üzere.

E metres işi de çok yeni sayılmaz bizde, eli para gören taşra tandanslı ufak çaplı iş adamlarının çilekeş cefakar karılarını aldattıkları dönemler. Milletçe çok özenir, çok ilgi gösterirdik aldatmalı hadiselere. Yalan Rüzgarı yıllarca seyredildi bu memlektte, kel bi amıca “Aldatmak” diye kitap yazdı o güne değin gazete okumamış ev kadınları aldı eline kitap okudu, magazin programlarında “kim kimi kiminle…” en büyük merakımız olurdu. Ama geçti, zira yediden yetmişe herkes bu işin ehli haline gelince tadı kaçtı, sıradanlaştı.. Zaten metres işi bizim erkeklerin geleneği olan “fazladan karı” işinden daha da masraflı oldu. Metrese ev açılması, araba alınması, metresten olan çocuğun koleje yollanmasına kadar uzayan giderlere gebedir metres işi. Fakbadi maliyet açısından hem kuma, hem berdel, hem de metres işinden daha düşük maliyetlidir ki Amerikan bu ince ayrıntıyı atlamış olmalı. Bize daha fazla para harcatacak ahlaksızlık,doyumsuzluk yöntemi kesinlikle fakbadi olmamalıydı.

Sözün kısası bu tarz çarpıklıklara çok da yabancı değiliz, değildik. Fakat kalmadı o eski adetler. Geleneklerin, yöreselliğin küreselleşmeye kurban gittiği dönem içerisinde iyileri ile beraber bu kötü huylarımızdan da istemeden de olsa arındık sanki. Kadının saygınlığı bu yolla biraz arttı gibi.

Toplum ahlakının “kime göre neye göre” si olur mu olmaz mı bilemiyorum. Kavramların, algıların, tepkilerin zamanla değiştiği muhakkak. Fakat fark ediyorum ki günün kadınları geçmişte zorlandıkları, kullanıldıkları bu pis işlerde artık kendi insiyatifleriyle başrole doğru ilerleme halindeler, üstelik bu sefer iş öncekilerden farklı olarak kırsaldan metropole değil metropollerden kırsala yayılacak gibi. Yani en hızlı ve tesirli şekilde genele yansıyacak, yer edinecek, kanıksanacak… Medya da buna çanak tutacak. En tehlikelisi.

Hani klişedir “Mecbur kalmasak orospuluk yapar mıyız?” sözü, mecburiyetsiz okumuş şehirli çağdaş ablalar nasıl bir sıkıntı buhran bunalım halindeler ki bu tarz çarpık ilişkilerin ünvanların sıfatların peşine düşmüşler. Erkek doyumsuzluğunun meşru olduğu, hatta bir övünç bir özellik olarak görüldüğü dönemlerden “Kadın-erkek eşittir” e gelebilmişken ayarı iyi tutturmak lazımgelir. Toplumumuzun geçmişten kalan bu yarasını kaşıyarak bu tarz yozlaşmalara yol verenlere, özendirenlere kanmamak lazım. Birilerinin bişeyleri olmadan evvel “biri” olmak gerektiğinin farkına varmak gerekli. Yoksa kaba tabir ile “trampalı” günler yakında. Maazallah.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Özgünlüğünüze Vurayım; "Sheddeath'e Hayır"

Tamam kabul ediyorum, bu ülkede öyle yahut böyle sebeplerden dolayı kadınlar şiddet görüyor,hemfikirim. Bunun en büyük sebebi (bana göre) aile kurumunda tüm maddi yükü erkeklerin çekmesi, hayatın en stresli kısımlarında erkeklerin bulunması vs.vs. Gelgelelim hiçbiri insana şiddeti meşrulaştırmaz o ayrı mevzu.

Genç idealist bir fotografçı arkadaş kadına şiddete bir vurgu yapmak istiyor. Açıyor bilgisayarını, telefonunu ulaşabileceği ünlü kadınlara çağrıda bulunuyor. Duyarlılık gösterip geri dönenler fotograflarının bu amaçla çekilmesine izin veriyor. Buraya kadar problem yok. Fotograflara baktığımda bi terslik olduğunu çakozluyorum. Ulan ülkede dayak atan erkek belli, yerleşimleri, sosyal durumları, ekonomik durumları belli, buna bağlı olarak dövdükleri kadınlar da çok belli. "Kocasından dayak yemiş" diyebileceğimiz 1 tane kırsal insanı karelenmemiş bile. Modellerin hepsi maaşallah metropol kokoşu. Bir de isme çok takıldım. Hadi memlekette "kadına şiddet" yükünü çeken kadınları resimlemediniz, bari ismi biraz daha o kadınlara özgü bişey koysaydınız.

SHEDDEATH! Evet, şehirlerde kocalar karılarına yıldönümleri, ot günü, bok haftası gibi önemli gün ve haftalarda para saçıp hediye almaktan, kendilerini maddi olarak tatmin etmekten boş zaman bulduklarında dövüyorlar bunları. O yüzden yine bu metropol ablalarına hitaben SHEDDEATH koymuşlar çalışmanın adını...

Makyöz kişi pek dayak yememiş sanırım. Modeller koca dayağından muzdarip Ayşe Fatma değil, Terminatör filminden Sarah Connor sanki,ayar pek tutmamış.

Ha bir de hadisenin sponsorunun bir mobilya markası oluşu da çok manidar; "Oturma gurubunu değiştirelim mi hayatım?" cümlesi çok dişi canı aldı bu memlektte, sebebi sizsiniz mobilyacılar.

Oluşum güzel, verilmek istenen mesaj da doğru da çalışma nanay. Yarın bir gün stresli sinirli karı dırdırından muzdarip abiler "Heddeath Sheddeath'i doğurur" diye çalışma yapar çok altta kalırsınız aman diyim.

20 Ocak 2011 Perşembe

Sessizliğe Gömdüm İşverenimi


-Patron merhaba,

-Buyur, noldu?

-Arkadaşım bu akşam İngiltere'ye uçuyoda patron, onu uğurlamalıyım bi saat erken çıksam?

-Nohahahuhaha...

-Noldu ya?

-Arkadaş?

-Evet

-İngiltere'ye?

-Evet

-Senin?

-Lan evet

-Ahahahah ... Ay Allah iyiliğini vermesin.. İngiltere'ye uçan arkadaşın da mı var lan senin?

-Var, neden ki?

-Tamam tamam çık...Arkadaşı İngiltere'ye uçuyomuş yalanınıskim tövbestaağğffirulllhh...

-Yok lan yok tamam gerçeği söylüyorum; karıya gidicem ben patron ne zamandır vuruş yapamadım biliyon mu, karıları ayarlamadık daha onları bağlıycam. Diretiyolar, gecelik 500 diyorum ben onlar 600 istiyo, ev falan ayarlıycam, büyük vurgun olucak anladın? Uyuyan dev uyanacak aga.. Nohahahuhaha !! Hadi kaçtı ben, yarın erken bekleme beni.

(3 dk sessizlik)


Ofis sustu bizi dinliyor!

21 Ağustos 2010 Cumartesi

Manitaya Futbolik Şiirler

Arka direğe orta yapacaktın hani, şut attın Allahsız!
Hala cezasahasında seni bekliyorum çaresiz..

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Benden Duyamayacağınız Sözler Serisi - 2

"Canımı acıtıyorsun"

Zaten karı lafı gibi bi laf. Bu sözü filmlerde, daha çok dizilerde eski aşkına yahut karısına şiddet uygulayan adamlardan muzdarip ablalar, darp sahnesi başlamadan evvel kollarının sıkılması sureti ile dile getirirler. "Canımı acıtıyorsun Tahsin!" gibi. Gerçi benim kastettiğim bu değil haliyle. Zaten beni darp ile acıtmak ne mümkün lan! Acıtsan bile "Suat Abi çok canımı acıtıyosun" der miyim? Neler diyeceğimi siz sevenlerim çok iyi biliyorsunuz zaten.

Bir de ilişkilerde ayrılmaya yakın duyulan bir sözdür kendisi. Yahutta ayrılık, ayrılan çiftin hangi parçasına en çok koydu ise o arkadaş bu sözü gerek telefon gerekse e-posta ile dile getirebilir. Ses tonundaki hüzün ve arabesk tonun etkisini düşünerek direkt yüzüne karşı söylemesi daha tesirli olur kanaatindeyim.

Hande Yener mutasyonundan evvel; "Ayrılığım seni yakmadı mı yüzün kızarmış canın acımadı mı?" sözleri ile durumu gayet net örnekleyen ve müzikal olarak sunan bir çalışması ile karşımızda olmuştu. Hey gidi hey. Taş gibi karıydın Hande... Neyse.

Benden duyamayacak olmanızın sebebi de; malumunuz halihazırda çift olmayışım, bundan dolayı; ayrılma, küsme, kavga etme gibi atraksiyonlar içerisinde bulunmayışım bulunsam dahi "can yanması" deyimini taaaa ilkokul 2 de BMX'ten düşüp dizi yardığım zamandan beri kullanmamış olmam ile lügatımdan tamamiyle çıkarmış oluşumdur.

Fotograftaki ablanın ne alakası var diyebilirsiniz. "Can acıtıcı" biri aranıyor ise Gisele Bundchen yahut en az onun kadar güzel bi karı tercih edin. Elin sümüklü kızları yüzünden ağlamayın kardeşlerim. Acıtan hep siz olun. (Mala fazla vurmayın)

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Benden Duyamayacağınız Sözler Serisi - 1

"O da benden hoşlandı galiba"

Ahhahahaha siktir o da hoşlanmışmış.

Ulan ayı; sen birinden hoşlanmayı nası başardın da o karşındaki de senden -artık nası bi hal ve harekette bulundu ise- sen onu "hoşlanma" olarak algıladın? Hoşlanmışmış, karı o an burnunu karıştırsa "hah hoşlandı galiba bak oooh çıkardı valla malzemeyi" dersin. Bu kadar mağdur musun çocuğum sen? Bırak hoşlanmasın, hoşlansın diye de bekleme yalandan. Hoşlanmak kelimesi ağzında eğreti duruyor bi kere.

Aman diyim dişinin birine gider de "Siz de benden hoşlandınız galiba" dersin! Karının cevabı çok net olur; Hoşt, hoşt lan!


Bu yazdıklarım, 2 kişinin bakışlarının istemsiz kesişmesi anında (ki ne kadar kısa bir süredir hesabını siz yapın, saniye bile değil lan) aklımdan geçenlerdir. İç sesim çok agresif, ama bi o kadar da gerçekçi kodumun iç sesi. Bu sebepten bu tarz kesişmeleri "O da benden hoşlandı galiba" olarak nitelendirmem söz konusu değildir. Ha olur ya dişi kişi daha niyetine dair daha net hareketler yapar, o zaman da "hoşlandı sevdi aşık oldu" falan demeye lüzum kalmadan bi sonraki cümlelere geçişimizi yaparız. (Hiç yapmadı)

30 Temmuz 2010 Cuma

Araştırma 1; Dişilere Bakışımın Yıllara Göre Değişimi Gelişimi

1987 - 1990
İlk 3 yılı bebeklik dediğimiz otlanma dönemi olması sebebiyle yetersiz şuurdan dolayı kayda almıyorum. Almamışım zaten.

1991-1993 "Muraaat bak kardeş öp kardeşi bakim öp bakim"
Evet şahsıma dişi hususunda tanınan en büyük şanslar bu döneme tekabül etmiştir. Tahmin ediyorum o dönem yaşıtım olan min. 20 "kardeş" ile öpüşmem ve kıyıda kuytuda oynamam için bizzat aileler gerekli şartları sağlamıştı. O dönem öptüğüm kardeşleri şimdi öpsem nikah düşer çocuk olur falan. Kucağına verildiğim genç ablaları hiç saymıyorum bile. Pozisyonun bol skorun mümkün olmadığı yıllar idi.

1994-1997 "Pembe Önlüklüler!"
Anaokulu ile beraber bi önceki dönemlerde bol bol öpüştüğümüz "kardeşler" ile aramızda ilk farklılaşma ilk sosyalleştiğimiz ortamda vuku buluyordu. Aileleri tarafından hafiften saçları da uzatılarak "karşı cins" olduğunun altı çizilen dişiler bir de bizden ayrı olarak pembe önlük giydirilerek hepten kardeşlik bağlarını koparmışlardı. Mahalleden kız arkadaşlarımızın başka mahalleden erkekler ile "kardeş" olmaya başlaması da ilk "dişi kıskançlığının" bünyelerde baş gösterdiği yıllar olarak kayıtlara geçmiştir.

Ayrıca "dişi donu" görmek için daha sonraki yıllarda göstereceğimiz insanüstü çabayı o yıllarda biliyor olsak anaokulu daha farklı olurdu diye de düşünüyorum.

İlkokul ile beraber karma düzen takıldığımız dişilerden gerek aileleleri gerek öğretmenler ve okul yönetimi tarafından ayrı sıralara oturtularak hepten izole edilmiştik. Bu dönemde dişilerden erkek arkadaşlar ile iyi anlaşmamız sebebiyle soğumuş ilişkileri askıya almıştım. Saçların küt kesildiği, sümüğün burundan eksik olmadığı ve gri önlüğün hiç bir dişiye yakışmadığı bir dönemdi ilkokul 1-2-3 dönemi.

Dişiler ile alakalı tek çekişmemiz "okumayı ilk kim öğrenecek, sınıf başkanı kim olacak ve kurdeleyi ilk kim takacak" şeklinde kariyerle alakalı çekişmeler idi. Çalışma ortamında dişi mevcudiyetinde bu kadar profesyonel düşündüğümüz hiç bir dönem olmamıştır, olmayacaktır.

1998-2000 "Murat ... seeeviyoooo"

Yanakların al al olduğu, annem tarafından Küçük İbo'ya benzetildiğim bu dönemde hemcinslerimle top oynamaktan başka bir faaliyet bilmeziken karşıcinsten yaşıtlarım aşk meşk işlerini gerek anne ve ablalarından gerekse tv ve benzeri basın-yayın organlarından öğrenmiş idi. Kendi aralarında hafif hafif dedikodu da çevirmeye başlayan dişiler aşık olma kriterini silgi-kalem isteme işine kadar indirgeyince haliyle bu tarz dedikodulara biz de maruz kaldık. Bu muhabbetlere yabancı olduğumuz içinde "Murat .... seeeviiiyooo" dendiğinde "Yo sadece arkadaşız abartmayın lütfen" diyemeyip kızarıp morararak tekme tokat dalmışlığımız vardır bu dedikoducu ablalara. Keşke bugün de aynı kararlı tavrı sergileyebilsek ve tekme tokat dalsak. Nerdeeee.

2000-2002 "İçi gösteren beyaz gömlek!"

Dişide kıyafetin yine önem arzettiği bir dönem de bu ortaokul dönemidir. Gri önlükle pek bişeyini tespit edemediğimiz dişiler beyaz dizaltı çorap etek ve beyaz gömlekle birer Jennifer Lopez olup çıkarlar gözümüzde. Ergenliğe de bizden önce girmelerinden kaynaklı olarak üst sınıflardaki heriflerle sürtebilirler ve bu sürtmeler bizim için orta 1 ve 2 de pek rahatsız edici olmaz.Fakat Otsbirin keşfi ile beraber "Ellere var da bize yok mu" söylemleri ayyuka çıkar.Kız yüzünden kavgalar bu dönemde yoğunlaşır. Uğruna kavga edilen bişey olunca hem kızlar kendilerini önemli zanneder hem de biz onları yüceltiriz.Ben mi? Ben etmedim.Valla.

Bu dönem "o bunu seviyor" muhabbetlerine dedikoducu olarak dahil olduğum ama rol alamadığım bir dönem idi. Kötü tabi.

Bunun yanında pornografik yayınlarla tanıştırılmamız ve "Akıllardaki büyük soru işareti"ni çözmemiz aynı dönem içerisinde gerçekleşmişti. Anatomik olarak aydınlanmıştık.

2002-2004 "School_girl_teen_porn.avi"

"Lisede kızlar veriyomuş" söylemleri ve "Liseli" fantezileri arasında başlamıştık liseye. Gelgelelim lise; dişinin erkekteki jöle gramajına göre manita seçtiği bir dönem olduğu için ben yine "suskun golcü" edası ile antremanlarda gol olup yağıyor maçlarda ise skor kaydedemiyordum.

Bünyelerinin evrimini tamamlaması ile dişilerin vücut ölçülerini ezbere alacak hale gelmiştik. "Dişi kıyaslama" muhabbetlerinde kriterlerin çoğaldığı hepten iğrençleştiğimiz bi dönemdi.Sebebi sizsiniz lan!

Uzun bir aradan sonra kızlar ile kardeşmişcesine takılıyorduk fakat kardeşlerin gözleri değişik yerlere kayıyordu zaman zaman. "Teselli eden erkek kanka" rolünde oskarlık oyunlar çıkarttığım günlerdi. Hey gidi hey...

Öss telaşı ile çükümüzün yerini unuttuğumuz dönemde lise de bitmişti. Beklentileri karşılamış mıydı bu dönem? Tabi ki hayır.


2004-2008 "Üniversitede bu işler normal"

Değil.Normal değil kardeşim.Otomotiv okuyan,çekingen içe kapanık adamlar için hiç normal değil. Ekosistemimi de değiştirdin daha benden performans bekleme.

Üniversitede internetten kovalama ve arkadaşların düşürdüğü kaşarlar için "kanka ver bi tur da ben bineyim lan eheheh" den öte dişiler hakkında görüşümüzün girişimimizin olmadığı bir dönemdi bu dönem. "Yapan nasıl yapıyor" diye sorana da arabesk cevaplar verdiğimiz bahanemizin bol olduğu bu dönemde platonik aşklar da baş göstermişti. "Deniz Seki'ye msn den evlenme teklif edilir mi lan" diye düşündüğüm anlar vardı. Artık yok. İyileştim.

Liseden kalma, kız arkadaşları teselli edici, akıl verici, iyi dilekte bulunucu "am biti" rolünün üzerime yapışması da basiretimin bağlanmasına büyük etkendir. Gerçi bağlanmasa ne olurdu bu tiple değil mi kuzum?

Dişi ile yapılacak her türlü atraksiyon için tüm imkana sahip bulunduğum bu dönemi pas geçmiş olmam üzücü mü düşündürücü mü onu da okuyanların takdirine bırakıyorum.

2008-2010 "Hazin Son"

MEB ve YÖK'e bağlı kurumların sağladığı sosyal ortamların tümünde 23 Nisan etkinlikleri dışında hiç bir dişiye eş olamamış bir kişi olarak eğitim hayatımı sonlandırdığım günden sonra bi dönem dişilerle ilişkiyi "bayramlarda sms" e kadar indirgemiştim. Askerlik ile beraber hepten kopardığım ilişkiler min. arkadaşlık ve en değersiz zamanlarda takılmalar ile devam ediyor.
Ayrıca askerlik döneminde "dişilere bakış" konusu ayrıca incelenesi bir konu olduğu için daha sonra değineceğiz.

Bu döneme kadar ki seyri ele alırsak;




Bu grafiklerle daha da iyi anlaşılır umarım. Özellikle "Meme elleme imkanı-Yaş" grafiği ile durum daha net ortaya seriliyor. Bu araştırma ile dişilere bakışım ve ilişkilerimde bir değişim muhakkak olmuş fakat pozitif yönde bir gelişimden bahsetmek mümkün değil.
Bu araştırmada emeği geçen tüm dişilere (Deniz Seki dahil) teşekkür ederim.

23 Temmuz 2010 Cuma

Bana Aşktan Söz Etme !

Bana aşktan söz etme Suat Abi; Belli ki bu slav karı Aksaray malı.

Bana aşktan söz etme Fatma Bacı; Bak hala bacı diyorum, daha fazla konuşursan demeyebilirim.

Bana aşktan söz etme patron; İş aşkı diye bişey yok ulan, kimden duyuyosunuz böyle emperyalist söylemleri.

Bana aşktan söz etme "dışı eh işte ama içi güzel" kızı; Her yönünle güzelleş öyle görüşelim.

Bana aşktan söz etme ilkokuldan eski arkadaş; O zamandan bu zamana bi numaram yok.

Bana aşktan söz etme kanka; Sevişmelerine sponsor olamam, git anandan babandan dilen it herif!

Bana aşktan söz etme Ferhat Göçer; O sesle mümkünse hiç bir konudan söz etme.

Bana aşktan söz etme Yunus Emre; Aşk seni neyledi bilemiyorum da beni pek eylemedi dayı. Sen takıl ben sıkılıyorum.

26 Haziran 2010 Cumartesi

Ufak Talepler 2

900 TL net mayışım var, Sarıyer'de ev de var (2+1), her türlü geçiniriz. Ünüversite mezunuyum (4 yıllık).

Allahın emri peygamberin kavliyle kızınız Penelope'yi...

21 Haziran 2010 Pazartesi

Türk Kadınının Kanayan Yarası

Aile içi şiddet, töre cinayetleri, eğitim sorunu... Yok yok hiç biri değil. Türk kadınının bu aralar en büyük sorunu "moda olduğu için" giymek zorunda bırakıldığı babet denen şu çorabımsı ayakkabılardır.




Türk kadını yapı itibari ile zaten balıketi ulan, farkında değilsiniz ama ablalarım,teyzelerim Roberto Carlos gibi baldırlarınız var. O giydiğiniz ayakkabı da şu an öğrendiğim üzere bale yapan kişilerce giyilen bir ayakkabıymış ki olayı daha da dramatikleştiren kısmı bu. Yani "balerin gibiyim" mesajı vermeye çalışıyor iseniz bu ayakkabı ile o zaman eyvah diyorum. Nirvanaya ulaşmış durumdasınız.


Ayrıca o incelikteki ayakkabı ile yolda sanki yalınayak yürüyormuş gibisiniz ve kamuya açık alanlarda yalınayak sağa sola koşturan dişiler beni ve diğer tüm erkekleri tedirgin ediyor haberiniz olsun. Sokaklarda, caddelerde evinin koridorunda koşarmışcasına koşan hanımlar! Bak hanım dedim. Madem giydin o çorabımsı şeyi ayağına, onun tabiatına uygun davran bacım!


Ha bir de o kadar toz, toprak ve yağmurlu, çamurlu hava ile muhattap olacak o narin ayaklarınız bi dahaki yaza kadar kıllanıp, nasırlanmış bir hale bürünebilir onu da belirteyim. Bi sonraki bahar aylarında da bu babet modası sürerse kıllı dişi ayakları ve kirli parmak araları bizi bekliyor demektir.


Sanıyorum ki bu ayakkabıyı "moda" ilan edip Türk kadınının başına salanlar, aynı şeyi kışın ugg denen illet ile 7'den 77'ye tüm dişilerimize musallat eden kişilerle aynıdır. Benim burdan Türk kadınına tavsiyem, bu tarz giyim furyalarında biraz daha sakin davranmasıdır. Zira bir giyim ürünü giyen her 10 kadından en fazla 3'üne yakışıyor ise bi ipnelik var bu işte demektir. Emperyalist güçlere kadar gider bu mevzu. Gitmeden bitiryorum.


Yalınayak basmayın yerlere!

14 Mayıs 2010 Cuma

Mercan - Sana Değil Kardeşine

İlk duyduğumda "Vaaay ne şarkı lan,Türk popçular da yabancılar gibi şarkı yapmaya başladı" diyip sanki uluslararası platformda başarı elde edilmişcesine sevimiştim bu şarkı ile.Gel gelelim şarkının sözlerini iyice idrak edince ailevi sorunlara yol açabileceği endişesine kapıldım.


Söz gelimi yoluna emek harcadığım bir dişi bana "Sana değil kardeşine" dese önce şuurunu kontrol eder ciddi ise kafasına vururdum."kardeşine" dediğin Nihat ulan! 190cm boy 110 kg bi adamdan bahsediyosun salak dişi,kendine gel.Hem kardeş arasında ayrı gayrı olmaz her türlü harcarız seni!


Bu kısmını kişiselleştirmeden geçeyim sanatsal yaklaşayım dedim. Fakat ne mümkün.İlk etapta müptelası olacağım şarkı her yönden cortlamaya başladı.Müzik çalıntı imiş! Kreatiflikten yoksun Türk pop müzikçisi yine hevesimizi kursağımıza tıkadı.


"En azından karı güzel lan!" seviyelerine kadar indiğimizde de gördük ki karı aslında o kadar da güzel değil, yaşlı ve buruşukmuş.Boyutları da pek bi minimal imiş.

Her yönden hayal kırıklığı.


İzle-dinle hak vereceksin sayın okuyucu.(Vaaay ne acayip cümle oldu lan!)

6 Mart 2009 Cuma

Kadından..

Ulan bu ara dişiler üzerinde incelemeleri çok sık yapar oldum.Ne ayağım lan ben? Sapık mıyım be bokum?

Neyse.Diyeceğim şudur ki bu dişi bünyelerin sağa sola saldırması her bişeyi yapabilir olması "Bakın bakın kadınımız da artık hedehödö yapabiliyor" durumları beni kıskançlıktan çatlatıyor.Çatlatıyordu.

Kadın sürücüler ilk türediğinde "Kadından şöför olmaz" klişesinin bayrağını taşıyan adamdım ben.Ama noldu?Kadın sürücü doldu her yer,sineye çektik.

"Hassiittir lan kadın futbol yorumcusu mu olur" dedik.Oldu.Belki erkek spor yazarları kadar ilgi ile dinlenmediler-okunmadılar ama bi şekilde spor yorumculuğu-yazarlığı olayına da salça oldular.

"Dişi blogger mı? Ahahahha gitsin kumda oynasın onlar" dedik,yine yanıldık sayın blog.Çatır çatır yazıyolar lan.Yıllar yılı futbol yazmış abilerim hayata dair 2 satır karalayamazken (tamam lan bende dahil) bu dişi bünyeler gelişine öyle güzel şutlar vuruyolar ki aklın hayalin durur.

Bir devrin battığı yerdir olum bu dişi blog yazarları.Yılların alışkanlığından vazgeçtim olum boru mu.Kadınların girişimlerine "Hadi lan kadından...." diye başlayıp önyargının dibine vurmak yok artık.Yok ama yine de ota boka salça olmasınlar reca ediyorum.Destekçileri değilim halen daha.Zaten hiç sevmem kadınların yediği her haltın arkasında duran körü körüne destekleyen adamları.

Neyse.

Ergen kız agresyonu vs. Menapozlu kadın agresyonu

Hangisi daha ağır basar canlar? "Nhoooluyo yheaaaaaa" diye ciyaklayan ergen kızlar mı yoksa "Ay evlaaaadım ay yavriieaam" diye 1 kilometrekarelik alanda panik oluşturma kapasitesine sahip menapozlu yengeler mi?

Ha blogum? Sen cevap ver.Hangisi?