15 Ocak 2016 Cuma

Eğitici Kol Bozuk



Aldığım ilk ünvanı hatırlıyorum. Sınıf öğretmenimizin nezaretinde gerçekleşen ve en sikimsonik kollar için dahi kıyasıya seçim rekabetlerinin döndüğü; “Ahmetçiğim Sağlık Kolu’nu sana yedirmem” gibi “Arkadaşlar Trafik Kolu ben olmalıyım biliyosunuz babam kamyoncu” gibi ve “Spor kolu ben olamazsam okul çıkışı hepinizi öttürürüm lan”  minvalinde atışmalar, nutuklar ve restleşmelerin havada uçuştuğu, tam 2 ders saati boyunca “eğitici kollar” için seçim yapılmıştı. Yorucu ve gürültülü bir seçim dönemi geçirmiştik sınıfça. Herhangi bir koldan seçilemeyen hatta aday olmayanlar dahi bu demokrasi şölenine ortak oluyor ve her açıklanan sonuçtan sonra hüzün ve sevinç bir arada yaşanıyordu…

Gezi Gözlem Kolu Başkan Yardımcısı oluşum bana dünya haritasında pek de kaydadeğer olmayan bir ülkenin iç işleri bakanlığına atanmışım hissi vermişti o zamanlar. Belki Mısır ya da ne bileyim Uruguay falan.. Ya da sikimsonik bakanlıklara razı olan koalisyonun küçük ortağı gibiydim işte.. Anap gibi… 

En azından başkan olsam kola biraz bağlanıp “Olum gezi gözlem lan bu boru mu, çok okuyandan daha fazla biliyor bi kere, ayriyeten havalar ısınsın  hem gezicez dolaşıcaz hem de inceleyip irdeliyicez. Bilimsel yanı da var yani öyle sokak iti gibi dolaşmaca yok hani..” diyerek kolumu dosta düşmana savunacak ve “Lan keşke Sivil Savunma değil de Gezi Gözlem kolu mu olsaydım amk” dedirtecektim. Ama sadece başkan yardımcısıydım. O yaşa kadar anasına babasına bile kısmen tabi olmuş bir sokak çocuğu olarak artık Gezi Gözlem Kolu Başkanı Faruk’a tabi idim. Başkanım Faruk; cebi kopuk önlüğü, kirli yakası ve burnundan hiç eksik etmediği sümüğü ile bir gezginden ziyade tam bir “keşiş” imajı çiziyordu.Yıllar yılı 4-A'da okuyor gibiydi.

Seçim sonrası ben bi süre hiç siklemedim gezi gözlemi. Zaten Faruk’da başkan değil de Liechtenstein Prensi gibi keyfe keder davranıyor, “Başkanım yok mu faaliyet? Sınıfçak bi müzeye mesire yerlerine falan mı gitsek naapsak?” şeklindeki sorularıma “Ne faliyeti olum sktir et, şu kırmızı kalemi versene benimki yine evde kalmış başlık atıcam atamıyorum mınıskim” türünden cevaplar veriyordu. Gezi gözlem ekibi turizm işini götünden anlamış yerli yazlıkçılar gibiydi. Postu sermiştik ve aktivite bizim için uzaklardaydı, gezip gözlenemeyecek kadar uzaklarda.

O yıl gezi gözlem namına hiçbir aksiyonumuz olmadı. Sadece turizm gününde mi ne o gün törenden önce Faruk sümüklerini çeke çeke kağıttan bi yazı okumuş onu da kimse anlamamıştı. Ben de zaten o yıldan sonra seçilmişlerin üstünlüğünü inkar edip totalitarizme gönül vermiştim…




Aradan yıllar geçti; üniversite, askerlik, deplasmanlar, iş, ekmek falan derken diyar diyar gezdim. Gezmenin pek bir faydasını gördün mü derseniz, cevap veremem. Zira yolculukta at gibi uyur, gittiğim yerde de ne işim varsa görür derhal geri dönerim. Çoklukla dinlenme tesisi hatırlıyorum, Bolçi, Afyon’da sucuk, İzmit’te pişmaniye falan filan.. Faruk ise yıllardır aynı kasabada hatta aynı mahallede ve aynı evde itoğlusu. Adamın sümüğü dahi konum değiştirmiyor, adeta yerçekimine direniyor.  Zamansız tesadüflerle rastlaştıkça devrik lidermişcesine bakıyorum gözlerine, gözlerini kaçırıyor.

3 yorum:

Pelin Orhan dedi ki...

Ben bunu çok beğendim :))

Duygu dedi ki...

niye yazmıyon?

Özlem g. dedi ki...

gezi gözlem kolu olmanın dünya haritasında pek de kaydadeğer olmayan bir ülkenin iç işleri bakanlığına atanma hissi vermesi pek güzel :)